Hikaye

Bugün size bir hikaye anlatacağım.

Çok çok yıllar önce bir ülke varmış. Ülkede bir yıl domates kıtlığı varmış. Kralda veziri çağırmış yanına ve halka söyleyin bu yıl domates eksinler diye emir vermiş. Tabi vezir diğerine, diğeri diğerine derken, bütün halk o yıl salça yapmasın mı? Bütün halk salça yapmış, padişah ise ben size domates ekin dedim siz salça yapmışsınız der. Bunun üstüne çiftçilerden biri şöyle der; sevgili padişahım, buyruğunuz bize gelene kadar domatesler salça oldu der.

Reklamlar

Soyfidesi

Bazen soysuzluğu düşünüyorum.

Soysuz olmak, peki nasıl?

Hiç kimseden gelmemek, hic kimsenin doğurmadigi olmak mı??

Hiç kimseyle kan bağı olmaması mı?

Soysuz bir varlık var mıdır??

Zaman soysuz mudur?

saygılı olalım, please.

Bazen deli gibi midem bulanır, insanlardan. İnsanların yaptıklarından yahut yapamadıklarından ötürü. Genel olarak düşündüğümüzde yok ya vazgeçtim genel düşünmeyelim hayatımda ki bazı noktaları bazı insanları ele alalım. İnsanlar neden sürekli sizinle yarış halindedir, neden kıskanır sizi, yaptıklarınızı neden hazmedemezler.Bence başarı önemlidir ama ne ölçüde bazı şeyleri eksik bırakırsak başarının hiç bir anlamı kalmaz. Yani demek istiyorum ki başarıya giden yol da her şey mubahtır diyen arkadaşlara katılmıyorum.

Yalnızca ihtiyacımız olduğu kadar çalışıp, ihtiyacımız olduğu kadar tüketmediğimiz için başka insanların işine, emeğine göz dikiyoruz. Çok acımasız varlıklarız, durmadan bazı kavramlardan bahsederiz merhamet, şefkat, eşitlik, adalet ve ahlaktan.. Lakin yeni yürümeye başlayan çocukları çalıştırır, kadınları satar,döver ve keseriz, hayvanlara neler neler ama bunu erkeklikle bağdaştırmıyorum. Aynı evreni, düzlemi, havayı milyonlarca canlıyla paylaşıyoruz. Sanırım Tanrı yalnızca biz birbirimizle yaşamayı öğrenelim diye yarattı dünyayı. Çünkü birlikte yaşamayı bilmiyoruz, birbirimizin tercihlerine saygımız yok. Sanırım milyonlarca yıl geçse de birbirimizle yaşamayı öğrenemeyeceğiz..

ÖYLESİNE

İnsanoğlu evvelden beri yani insanlık tarihi boyunca (insan ne ile yaşar ne ile yaşayamaz?) bu sorulara pek çok cevap bulmuştur. Peki ama tüm insanlar için geçerli bir cevap bulunulmuş mudur acaba? Hayır. Mesela bazı insanlar için hayatın anlamı sevgi, bazıları için bilim, bazıları sanat, bazıları için hiçlik, bazıları için para vs. vs. diye gider ama bu dünyaya gelip gerçekten hiçbir anlam aramayan ya da anlamların içinde kaybolmuş bireyler yok mudur? Peki hayatının anlamı olmayan bireyler ne yapmalı? Bana sorarsan en anlamlı hayat onların ki aslında bile bile tercih yapmamak mükemmel bir seçenek olmalı, çünkü hayatının bir anlamı olan insanlar bencildir. Hayatının anlamını kaybetmek istemez, ama bu dünyada kaçınılmaz gerçekler vardır ölüm gibi, ayrılık gibi, biz insanoğlu hayatı hep kendi çapımızda planlamaya çalışırız. Ama hayat bizim için aynı hassasiyetle plan yapmaz. Onun için her anı son anmış gibi yaşamak gerekir. Hayatın boyunca bir çift çorap için çabalarsın, o bir çift çorabı giyemeden ölüp gidersin, sen gittikten sonra mezarında binlerce çift çorap olur yani hayattayken nefes alıyorken henüz kendin için en iyisini yapmalısın. İnsanlar haline hep üzülür ama hep yoktur sen ölene kadar, öldükten sonra içinde kalanları mezar başında bulursun. Hayatı ya anlamsız ya da anlamlı yaşamalı birey başka yolu yoktur. Dünyanın geneli anlamlı yaşamayı tercih ediyor ama çok az bir yüzde ise anlamsız yaşamayı tercih eder.Bana göre insanoğlu nefes almaya başladığından beri anlamsızlığı anlamlandırma çabasındadır.


Hayatı bireyin kendisi güzelleştirir fasa fisolarına da inanmayın, çünkü birey içinde doğduğu toplumu, geleneklerini yaşam tarzlarını, yeme içme biçimlerini, kültürünü reddedemez onun içindir ki birey yaşadığı yeri güzelleştirmek için bazı fedakarlıklar yapmalıdır. Bu fedakarlıklar da bireyin hayatıyla eşdeğerdir onun için hayatın bile bir anlamı yokken bireylerin niçin olsun.İnsanoğlu yarattıklarının esiri olmaya başladığından beridir hiçbir şey güzelleşmiyor. Para olmasaydı ne olurdu ? İnsanoğlu hilenin açgözlülüğün başka formülünü bulurdu kesinlikle. Büyük şehir merkezlerinde para olmasa insanlar aç kalıyor ama doğa senden para istemiyor kendisine iyi davrandığın sürece cömerttir, hayatta kalırsın doğada ama şehir merkezlerinde durum böyle değildir paranın kölesi olan bireyler para için yapmayacağı hile yoktur.



Bugün sizlerle açlığı ele alacağız. Aç olmak nedir, nasıl olunur, açlığın türleri üzerine konuşacağız.
Duygusal açlık,ruhani açlık ve fiziki açlık bana göre üç açlık türü de aynı derecede önemlidir. İnsanlar en çok fiziki açlığını gidermek için çalışır.Çünkü duygusuz ya da ruhsuz demeyeceğim ama bunları kontrol edebilen insanlar var. Ayrıca yaşam için gerekli olan ve giderilmesi gereken açlık türü değildirler. Su içmesen, yemek yemesen hemen olmasa da belli bir süreden sonra yaşamını kaybedersin. Ama en üzgün olduğumuz anlarda bile yemek yeriz. Hayatımızdan insanlar gelip geçer ama biz hala yemeye/içmeye devam ederiz. İnsanlar sadece tüketir, fütürsüzca hem de yemeyi/içmeyi, medyayı, giyimi kuşamı, kokuyu, bilgiyi doğayı, toplumu, birbirimizi daha doğrusu tüketmediğimiz hiçbir şey, hiçbir alan neredeyse yok. şimdi şöyle düşünelim. insanların ateşi bulmasından itibaren demeyeceğim ama sanayi devriminden sonra insanoğlunun farklı bir şekilde evrildiğini düşünelim. Bize bahşedilen beynimizi tüketmeye yönelik değil de üretime yönelik kullandığımızı düşünelim neler değişir acaba günümüze kadar diye düşünüyor insan?

Kelebek etkisi takıntım olmuştu bir ara her yerden bakıyordum acaba nedir kelebek etkisi diye? lakin birçok kaynaktan baktığım kadarıyla bize bir kelebek şart:)
İnsanlar açlıklarını gidermelidirler. fiziken aç olan insan yalnızca açlığını giderme endeksli yaşar. Maddi anlamda herhangi bir eksiği olmayan insanlar eskiden sanatla, doğayla, matematikle, bilimle uğraşırdı yani Antik Yunan da böyleymiş. Gölge etme başka ihsan istemem sözü bu dönemde tam da bunun için söylenmiştir sanırım. Çünkü ihtiyaçlar dağ kadar değildi, ekmek, şarap, sen ve ben kadardı;) O dönemde yaşayan insanlar gölge etme yeter demiş ya biz ayfon10,100 çeşit yemek. 100 çeşit elbise, 100 çeşit kozmetik ürün ve 100 çeşit estetik buna rağmen uyuşuk beynimiz üretemiyor, ciddi anlamda üretim ama poşetten elbise yapmak değil. Ay’ın en uzak yüzüne iniş yaptık ama nasıl heyecanlandırdı beni. İnsanoğlu sonsuza kadar bu evrende varlığını sürdüremeyecek bunun için dönüştürülebilecek yeni formlar bulunulmalı, yoksa bizim için öngürülen son vaktinden çok önce olacak.

Ruhsal bunalımlar yaşayabilirsiniz ama her girişin bir çıkışı muhakkak vardır unutmayın. Umutsuzluğa kapılmamak gerek, hala inanıyorum. Dünya herkes için aynı değil, herkes farklı şekillerde geliyor dünyaya ama özümüz aynı. İşte sorunlarımızı tam da bu temelde çözmeliyiz. Tanrının bütün olarak sunduğu dünyayı parçalaya parçalaya bitiremedik. Vatan uğruna, toprak uğruna öldük, öldürüldük, öldürüldüler, asıldılar, kesildiler, biçildiler oysa çok yazık aç hayvanlar gibi saldırdık birbirimize durup bir an bile düşünmeden, yok ettik, yok edildik.Peki şimdi önemi var mı? Bana göre yok. hani diyorlar ya savaşlar, kırımlar, hastalıklar olmasaydı, dünyaya sığmazdık diye bence o insanlar telef olduktan sonra şimdiki insanlar sadece oksijen kaybı.
Kimseyle konuşamıyorsun, konuştuğun zaman ise ya duygusal olarak ona bir şey hissettiğini sanıyor ya da sana doğru dürüst vakit ayırmıyor. Fabrika çıkışı zaten günümüzde ki insanlar aynı saç, aynı diş, aynı koku, aynı elbise, aynı gülüş ve aynı düşünüş.. İnsanlar farklılıklarıyla düşünceleriyle konuşurlardı ama şimdi aynı telefonu aynı kokuyu sürmediğin zaman herkesle iletişime geçemiyorsun, aynılaştık, tekleştik. Farklı olanı kabul etmez olduk, sindirmeye kendimize benzetmeye çalıştık, olmayınca dışladık. Evet ben bunu kabul etmeyenlerdenim, meydan okuyorum bütün geçmişe ve geleceğe..

Can sıkıntısı

Can sıkıntısı nedir? Sanırım öncelikle bunu açmak gerek can sıkıntısı nedir, herkesin canı sıkılır mı? hiç bir konuda yeteri kadar bilgiye sahip olduğumu düşünmüyorum ve bunun imkansız olduğunu düşünüyorum. Bana göre yani bence bütün insanlar hayatlarının bir döneminde muhakkak sıkılıyor ya da sıkılmıştır. Canımız sıkılınca ne yapmalıyız? Olabildiğince canımızdan uzak bir yere mi gitmeliyiz yani ben öyle yapıyorum.Canımız, düşünsel ve pratik anlamda o an hiçbir şey yapmak istememe durumudur diyebiliriz. Herkesin canı farklı şekilde sıkılır, aslında herkesin canı aynı şekilde sıkılır ama farklı şekilde giderilmeye çalışılır. Ben can sıkıntım geçsin diye beklerim sadece. Bazen bileklerimi kesmemek için zor tutarım kendimi ama geçer can sıkıntım. Bazen canımız kendiliğinden de sıkılmaz, canımızı sıkarlar. hemde geçmesi için beklemek de yetmiyor, amuda kalkmak gerek geçmesi için. içimdeki uçurumu her gün biraz daha derinleştiriyorum. Bırakın canınız sıkılsın, bırakın canınızı sıksınlar siz yalnızca içinizde ki uçurumu derinleştirin okuduğunuz kitaplarla. Beni kitaplar iyileştirdi ve canım her sıkıldığında teşekkür ediyorum, canımı sıkanlara yani enerjiyi nereye yönelttiğin çok önemlidir.